Hatırlarsanız, geçen hafta Satürn’ün halkalarına doğru hayali bir yolculuk gerçekleştirmiştik. Bu hafta da hayal dünyasında dolaşmaya devam edelim. Ama bu sefer, başka bir mekâna değil de başka bir zaman yolculuk yapalım. Mesela bundan 20 yıl sonraya, 2029 yılına.
Henüz gökyüzünü ışıklarımızla kirletmediğimiz zamanlarda, gökcisimlerinin insanların yaşamlarında önemli bir yeri vardı. Günümüzdeki büyük şehirlerdeki gibi üç-beş yıldızdan ibaret değildi gece göğü o devirlerde. Sayısız yıldız süslüyordu gök küreyi. Kimine ilham; kimine de huzur kaynağı oluyordu o ihtişamlı gökyüzü.
Kara delikler… İnsanın hayal gücünü zorlayan gökcisimleri… Varlıkları uzun süre tartışma konusu oldu. Son gözlemlerden elde edilen verilerle birlikte, artık bu gökcisimlerin varlığından şüphe edenlerin sayısı hızla azalıyor.
2.5 seneden beri Ankara’da yaşıyorum. İlk kez bu kış adam akıllı kar yağdı. İzmir’de doğup büyümüş benim gibi bir insan için, kar yağışı her zaman ilginç ve değerli bir olay olmuştur. Karın üzerinde yürümek, kar topu oynamak, doğanın beyazlar içindeki güzelliğini seyretmek bile başlı başlına bir eğlencedir bizim için.
Güneş’imiz… Yeryüzündeki hayatın yegane kaynağı ve destekçisi. Bizi her gün bıkmadan usanmadan ısıtan yıldızımız, 5 milyar yıldan beri istikrarlı bir şekilde Dünya’daki yaşamı sürdürme görevini yerine getirmesine rağmen, aslında kendisi hiç de sakin ve istikrarlı bir yıldız değildir.